Güney Kore’de Ssangyong Motor grevi
yoğun baskı altında yenilgi ile sona erdi - Loren Goldner
25 Ağustos 2009 -
Güney Kore’nin Pyeongtaek kentindeki Ssangyong Motors Şirketi grevi,
77. gününden sonra 5 Ağustos'ta sona erdi. 22 Mayıs’ta küçük otomobil
fabrikasını ele geçiren ve fabrikayı sürekli tekrarlanan yarı-askeri
saldırılara karşı savunan 976 işçi açısından, Ssangyong yöneticisi Park
Young-tae ile yerel sendika başkanı Han Sang-kyun arasında imzalanan
anlaşma, neredeyse tam bir yenilgiyi temsil ediyor. Daha da kötüsü ise
bu teslimiyeti düzinelerce işçinin polis tarafından tutuklanıp
sorgulanmasının izlemesi oldu ki bunun ardından da muhtemelen Kore
Metal İşçileri Sendikası'na karşı 45 milyon dolarlık muazzam bir para
cezası davasının açılması ve tek tek grevciler hakkında grev sırasında
oluşan zararlar için açılması muhtemel olan davalar izleyecek. Koyu
sağcı Lee Myong Bak başkanlığındaki Güney Kore hükümeti, son bir buçuk
yıldır süren popüler protestolar karşısında elde ettiği bu en son ve en
dramatik “ezici” zafer ile büyük sermaye lehine yüzsüzce oynadığı role
yönelik her türlü potansiyel direnişi ezme niyetini gösterdi.
Ssangyong grevi, Birleşik Krallık’taki en son Visteon direnişinde ve
dünya çapında yeniden yapılanan otomobil sanayinde yaşanan çatışmalarda
görülen dinamikleri birçok biçimde tekrarladı. Bir yanda, açıkça bir
fabrika ele geçirme ve işgal eylemini; öte yanda işgalin hemen ardından
fabrikanın polise, çetelere ve serseri gruplarına karşı şiddetli
biçimde savunulmasını içeren bu mücadele Güney Kore'de uzun yıllardır
yaşanan bu tür ilk mücadeleydi. Bu direnişin yenilgiye uğramış olması,
yıllara yayılan uzun bir yenilgiler dizisinin bir parçası olarak,
gelecekteki direnişler açısından hiç de hayra alamet değil.
Ssangyong Motors Şirketi üç yıl önce, şu anda mülkiyetin yüzde 50’sini
elinde bulunduran, Çin’in Shanghai Automotive Industury Şirketi
tarafından satın alındı. O dönemde, (Seul’den 45 dakika uzaklıkta olan)
Pyeongtaek tesisinde 8700 çalışan mevcuttu; grev başladığı sırada ise
sadece 7000 işçi vardı. Şirket, Şubat ayında yeniden yapılanma önererek
ve Pyeongtaek fabrikasını, iflastan kurtulmak için alınacak yeni
krediler için karşılık göstererek, iflas başvurusunda bulundu. Mahkeme,
şirketi yeniden kara geçirmek için yeterli sayılan bir işten çıkarma
listesini içeren iflas planını onayladı.
Yönetimin stratejisi uzun vadede personel sayısını düşürürken,
teknolojiye Çin’deki faaliyetleri açısından el koymak gibi görünüyor.
Shanghai Automotive, satın aldığından bu yana Ssangyong Motors'da
hiçbir yeni yatırım yapmadı ve sadece birkaç yeni araba modeli çıkardı.
(Güney Koreli savcılar Çin’e yapılan teknoloji transferinin yasallığını
sorguluyorlar, çünkü söz konusu teknoloji, Güney Kore hükümetinin
teşvikleriyle geliştirildi ama hükümet bu konuda hiçbir yasal işlem
yapmadı.) 2008 Aralık ayında bu teknoloji transferini protesto eden
kısa bir iş bırakma eylemi de gerçekleştirilmişti.
İflas mahkemesinin aldığı kararın ardından, Nisan ayında fabrikadaki
işçiler beklemekte olan işten çıkarmalara karşı tepkilerini uyarı
grevleriyle gösterdiler. Bu tepkiler işten atılan işçilerin listesinin
açıklandığı 22 Mayıs’ta, 1700 işçilik bir greve, fabrikaya el
konulmasına ve işgale dönüştü. Grev, üç temel talep üzerinde
odaklanıyordu: 1) İşten çıkarmaların 2) geçici çalıştırmanın ve 3)
taşeron çalıştırmanın son bulması. Şirket, 1700 işçiyi erken emekliliğe
zorlayarak 300 geçici işçiyi işten attı.
Ssangyong işçileri, Kore Metal İşçileri Sendikası'nda (KMWU) örgütlüler
ve fabrikada ortalama 15-20 yıldır çalışıyorlar. Kadrolu bir işçi yılda
yaklaşık 30 bin won (25 bin dolar) kazanırken; geçici işçiler aynı iş
için yaklaşık 15 bin baz ücret alıyorlar. (Güney Kore’de baz ücret,
kadrolu işçiler için sosyal yardımları da kapsayan maaşların sadece bir
bölümünü oluşturuyor. Ayrıca genelde haftada 10 saati bulan fazla
mesailer, çoğu işçi tarafından gerekli bir gelir desteği olarak kabul
ediliyor, hatta arzu ediliyor).
Haziran ayı ortalarında, yaklaşık 1000 işçi işgali sürdürüyor, yiyecek
ise eşleri tarafından sağlanıyordu. İşten atılmayan yaklaşık 5000 işçi
evde oturmaya gönderilmişti ve yaklaşık 1000 gözetim personeli de,
işgal başladıktan sonra araba üretimi yapılmamasına karşın, temelde
makine bakımıyla uğraşarak grev kırıcılığı yapıyordu.
İlk haftalarda Pyeongtaek’te çok az polis vardı. Bu durum da en azından
kısmen, Güney Kore eski başbakanı Noh Mu Hyeon’un yakın zaman önce
intihar etmesinin ardından mevcut, sağcı Lee Myong Bak hükümetine karşı
yükselen öfkeyi ifade eden büyük çaplı gösterilere sahne olan politik
krizin devam etmekte olmasından kaynaklanıyordu. 2007 Aralık ayında
hızlı bir ekonomik büyüme programı vaadiyle seçilen, sürekli olarak
bariz bir biçimde zenginleri kayıran önlemler alması ve dünya krizi
gibi olgular nedeniyle kredisi zaten bir ölçüde sarsılmış olan Lee
hükümeti, ilk başta, yaklaşık bir milyon kişiyi harekete geçiren bu
gösterilerden yayılan derin öfke karşısında geri çekildi. Noh'un
cenazesinin daha da büyük bir öfkeyi kışkırtarak daha çok insanı sokağa
çıkarmasının ardından, isyan bastırma polisini öne çıkartan hükümet,
ilk başlarda, Pyeongtaek fabrikasına erken bir saldırı başlatarak daha
da fazla yıpranma riskini göze almadı.
16 Haziran’da, fabrika kapılarının dışında toplanan 1500’ü aşkın insan
greve karşı büyük bir gösteri düzenledi. Gösteriye başta 1000 gözetim
personeli, 200 kiralık serseri ve işten çıkarma listesinde yer almayıp
grevi desteklemeyen 300 işçi katıldı. 400 isyan bastırma polisi
gösteriyi hiçbir şey yapmadan seyretti. Sonra işgalci işçiler ve
destekçilerinin saldırmasından korkarak serseri gösterisini yasa dışı
ilan etti.
Serseri güruhunun yürüyüşü sırasında, Kia Motor şirketi gibi yakınlarda
bulunan kimi fabrikalardan gelen yaklaşık 700-800 işçi, kısmen. KMWU
tarafından gönderilen bir kısa metin mesajına yanıt olarak, Ssangyong
fabrikasını savundu.
İşgalci işçiler fabrikayı yeniden ele geçirmeye yönelik polis
girişimleri karşısında, demir çubuk ve Molotof kokteyli stoklayarak
silahlı savunma planlarını başlattılar. Ayrı bir geri çekilme planı
olarak da, (tahminlerine göre) yanıcı malzemelerin polisi göz yaşartıcı
gaz bombası atmaktan ve ortalığı tutuşturmaktan alıkoyacağı boyahane
bölümünde yoğunlaşmaya hazırlandılar. (Bu hesap göreceğimiz gibi doğru
çıktı, ama nihai olarak işe yaramadı).
İşgale katılan ve sendikada kritik bir rolü olan eylemcilerden
birisiyle konuştum. Ona göre, KMWU grevi kontrolü altında tuttu. Ancak,
sendikaların Birleşik Krallık’taki Visteon direnişinde ve ABD otomobil
sanayinin dağıtılmasında oynadıkları rolün tersine, KMWU, fabrikayı ele
geçirme ve silahlı savunma hazırlığı gibi yasadışı eylemleri
destekledi. Öte yandan, şirketle yürütülen müzakerelerde, işten
atılmaların durdurulması talebine odaklandı ve herkes için iş güvenliği
ve taşeron çalıştırmanın yasaklanması taleplerini daha geri plana attı.
Fabrika işgalinin merkezinde, her birinde 10 işçinin bulunduğu ve
eylemleri koordinasyon içinde yürütmek için birer delege (chojang)
seçen 50-60 taban grubu vardı. Aynı eleştirel eylemciye göre, bu
chojanglar en savaşçı ve sınıf bilinçli işçilerdi.
Ssangyong grevi ilk başta, Güney Kore hükümetini geri çekilmeye
zorlayan olumlu politik havadan yararlandı ancak hükümet, dünya
otomobil sanayindeki kriz ve genel olarak dünya ekonomik krizi
nedeniyle yeniden saldırıya geçti. Yakınlarda bulunan Kia Motor Şirketi
fabrikası da kriz önlemleri ile ilgili önemli bir müzakere sürecinin
ortasındaydı ve GM-Daewoo, GM’nin (General Motors) dünya çapındaki
reorganizasyon çalışmalarının basıncı altındaydı. Tıpkı Visteon
örneğinde olduğu gibi, 2006’dan bu yana zaten yolda olan bir yavaşlama
söz konusuydu, hatta fabrika kapanma noktasına gelmişti.
Haziran ayı sonralarında, hükümet ve şirket, bekle-gör yaklaşımını terk
ederek saldırıya geçti. 22 Haziran'da, 190 grevci hakkında ciddi
davalar açılmıştı. Birkaç gün sonra, işten atılan ağır borçlu bir işçi
intihar etti. Sosyal ve politik koşullar ağırlaşmaya devam ederken,
okul öğretmenlerinden rahiplere kadar hükümeti eleştiren çeşitli
grupların tepkilerinin hükümetin sağa kayışını güçlendirmesiyle
birlikte, iktidardaki Haradang (Büyük Ulusal) Partisi önderliğindeki
düzen güçleri, söz konusu muhalifleri Kuzey Kore sempatizanı diye
karalamaya başladılar. Greve destek veren gösteriler Seul’de ve
Pyeongtaek’te periyodik olarak gerçekleşti ama bunlara ancak bazen
birkaç binden fazla insan katıldı.
Kiralık çetelerin, işten atılmayan işçiler arasından seçilen grev
kırıcıların ve isyan bastırma polisinin fabrikaya girmeye çalıştığı
26-27 Haziran’da, fabrikaya yönelik ciddi hükümet ve işveren saldırısı
başlamış oldu. Birçok insanın yaralandığı şiddetli çatışmaların
ardından yönetim ana binayı ele geçirdi. İşgalci işçilerse, yukarıda
belirtilen stratejinin bir parçası olarak, boyahane bölümüne çekildi.
(Ocak ayında, Seul’de beş kişi polisle yaşanan bir çatışma sırasında
patlak veren bir başka yangında ölmüş ve bunu haftalarca süren bir öfke
patlaması izlemişti).
Bir sonraki gün, şirket, yeterince şiddet yaşandığı yolunda bir
açıklama yayınladı, ama aslında bu, inatçı işçi direnişinin
tanınmasından başka birşey değildi ve polisle çeteler geri çekildiler.
Şirket, hükümeti müzakerelere doğrudan katılmaya çağırdı.
Ssangyong direnişini yalıtmayı ve grevi kırmayı hedefleyen 26-27
Haziran saldırısından sonra, fabrika dışındaki dayanışma eylemlerinin
hedefi daha geniş bir destek inşa etmek haline geldi. Bu eylemler
arasında, temelde Seul merkezinde ve Pyeongtaek bölgesinde bulunan aile
örgütlenmeleri tarafından düzenlenen sokak kampanyaları ve KMWU
tarafından civardaki metal işçilerinin Ssangyong fabrikasının kapısı
önünde gösteriler yaptıkları 4 saatlik bir genel grev yer aldı.
Daha sonra, 1 Temmuz’da, fabrikanın suları kesildi, bu da sıcak ve
rutubetli Güney Kore yazında, işçileri biriktirebildikleri kadar yağmur
suyu biriktirmeye ve tuvaletler tıkanınca varillerden tuvaletler icat
etmeye zorladı. Fabrikanın tüm girişleri kapatıldı ve müzakereler
kesildi.
KCTU (Kore Sendikalar Konfederasyonu) 4 Temmuz ve 11 Temmuz’da,
Ssangyong direnişini desteklemek için ülke çapında sendika gösterileri
düzenledi. Ancak bu eylemlere katılım zayıftı ve KMWU önderliği
fabrikaya yönelik saldırılara tepki olarak açıkça bir grev ilan etmekte
tereddüt gösterdi. Eylemciler KMWU ve KCTU önderliklerinin daha ziyade,
yakın gelecekte yapılacak olan sendika seçimleriyle meşgul olduklarını
düşünüyorlar. (972 eylemci 11 Temmuz’da Seul’ün merkezinde bir günlük
açlık grevi düzenledi). (Güney Kore’de son beş yıl içinde yaşadığım
kendi deneyimlerime göre, bu eylemler, zayıflık ve yalıtılmışlık
barometreleri olarak oynadıkları rol bir yana, direnişlerin sonucunu
nadiren etkileyen ritüel eylemlerini temsil ediyor).
16 Temmuz’da nihayet 16,300 KMWU üyesi Pyeongtaek Kent Meclisi önünde
Ssangong grevini desteklemek üzere toplandı. Gösteriden sonra fabrikaya
gitmek üzere harekete geçtiklerinde ise polis yollarını kesti ve 82
işçi gözaltına alındı. Fabrika kapısına yiyecek ve su ulaştırmayı
amaçlayan daha sonraki (başarısız) girişimlerden birinde de, şirket
çeteleri bütün su şişelerini tek tek kırdılar.
Dananın kuyruğu 20 Temmuz Pazartesi günü koptu. Aşağıda, yüzlerce
insanla birlikte, fabrikanın 3000 polis, çete ve serserinin saldırısına
karşı savunulmasına yardım etmek üzere yakınlardaki Kia Motor
Şirketi’nden gelen işçilerinden birisi askeri operasyonu tarif ediyor:
“Bu sabah 5.30’daki sabah vardiyasını bitirdiğimizde, bir önceki gün
olduğu gibi, Pyeongtaek’e, direnişin sürdüğü Ssangyong fabrikası
kapısının önüne gittik.
Sabah 9.00-10.00 civarında içleri isyan bastırma polisiyle dolu çok
sayıda otobüs ve yaklaşık 20 itfaiye aracı geldi.
2 bin isyan bastırma polisi boyahane bölümü yakınlarına ulaşmaya
çalışıyor, işçiler buna sapanlar ve zaman zaman da Molotof
kokteylleriyle yanıt veriyorlardı. Cıvata ve vidalar atan mancınıkların
200-300 metrelik menzili vardı ve etkiliydiler. Fabrikayı savunmak için
lastikler yakılıyor ve fabrikanın üstündeki göğü siyah dumanlar
kaplıyordu.
Şirket su ve doğal gazı kesmişti ve işçilere tıbbi malzemeler dâhil
dışarıdan gelen bütün malzemelerin önüne barikat kuruldu. Şirket
işçileri yıpratarak fabrikayı kendiliklerinden terk etmeye zorlayan bir
strateji izliyor gibi görünüyordu.
O gün daha sonra, polis helikopteri çatılarda çatışmakta olan işçilerin
üstüne sıvı gaz atmaya başladı.”
KCTU, 21 Temmuz’da, 22-24 Temmuz arasında genel grev ilan etti ve 25
Temmuz Cumartesi günü ülke çapında sendika gösterileri yapılması
çağrısında bulundu. KMWU, 22 ve 24 Temmuz’da, Pyeongtaek grevini ve
sürmekte olan müzakereleri desteklemek için kısmi grevler ilan etti. Bu
grevler, özellikle de KCTU’nun ciddi bir örgütlenme ve ciddi bir destek
oluşturulmadan grev ilan etme alışkanlığı, dağınık ve etkisiz grevlerin
yaşanmasına neden oluyor.
Fabrika kapısında polisle çatışan aynı Kia işçisi 22 Temmuz’dan sonraki
olayları anlatıyor:
“20 Temmuz’dan başlayarak, 3 binden fazla isyan bastırma polisi, bir
jandarma birimi ile birlikte, fabrikayı ele geçirmeye çalıştı ve
işçilere dışarı çıkmaları emrini verdi. İşçiler emri reddettiler, polis
7 gün ardı ardına işgalci işçilere saldırdı ve bu saldırıya kiralık
çeteler ve işten atılmayan grev kırıcısı işçiler de katıldılar.
Polis an be an ideolojik propaganda yürütüyor ve bir polis helikopteri
işçilerin uyumasını engelleyip sinirlerini bozmak için alçaktan uçuş
yapıyor.
Suyu ve doğalgazı kestiler, fabrikanın kapılarını insani tıbbi yardıma
kapatıyorlar. (Elektrik tesisteki boya ve diğer yanıcı malzemelerin
bozulmasını engellemek için kesilmedi).
Polis 21 Temmuz’dan itibaren, boyahanenin çatısında dövüşmekte olan
işçilerin üzerine helikopterlerden göz yaşartıcı gaz bırakmaya başladı.
Bu sıvı gaz kauçuk lastiği eritebilen toksik maddeler içeriyor.
İsyan bastırma polisi boyahane bölümüne girmeye çalışırken, elektrik
veren ve çivi atan özel bir silah kullandı, grev kırıcılarsa karşı
binadan sapanla saldırıyorlar.
Doğal olarak, grevi savunmak için fabrikanın önündeki sokakta polisle
metal borular ve Molotof kokteylleriyle çatışıyoruz.
Temmuz sonu itibarıyla, fabrikada kalan yaklaşık 700 işçi düzenli yemek
yerine tuzlu pirinç topakları yemeye ve kaynatılmış su içmeye
başladılar. Birçok işçi çatışmalarda yaralanırken, mücadelelerini
kararlılıkla sürdürdüler.
20 Temmuz’da, bir sendika görevlisinin eşi evinde intihar etti. Eşi
işten atılmamış olmasına karşın yönetimden gelen ciddi tehditlere
karşın mücadeleye katılmıştı. Eşi 29 yaşındaydı. Mücadele sırasında şu
ana kadar beş kişi öldü ya da intihar etti.
KCTU, 25 Temmuz’da, Pyeongteck demiryolu istasyonu önünde bir gösteri
yaptı. Bu gösteriden sonra, işçiler ve diğer katılımcılar, isyan
bastırma polisiyle demir borular ve taşlarla çatışarak, Ssangyong
fabrikası kapısına ulaşmaya çalıştılar. Polisin vahşi saldırısı bizi
fabrika önünden geri çekilmeye zorladı. Pyeongtaek sokaklarındaki
çatışmalar gece geç saatlere kadar sürdü.
KMWU olarak bizler 29 Temmuz’da 6 saatlik bir genel grev yapacağız, ama
bildiğiniz gibi, bütün sendika üyelerinin böyle bir greve katılmak için
harekete geçirilmesi çok zor.
Yönetimse iflasa zorlanabileceklerini iddia ederek moral kazanmaya
çalışıyor.
Yönetim ve Ssangyong sendikası sivil örgütler ve kimi kongre
üyelerinden gelen basıncın artması karşısında, 25 Temmuz'da bir görüşme
planı yaptı. Ancak yönetim bu toplantıyı tek taraflı olarak iptal etti,
bunun tek nedeninin de işçilerin hala cıvata atmaya devam etmeleri ve
sendikanın ileri sürdüğü, işten çıkartmaların, işten çıkartılan bütün
işçilerin ücretsiz geçici emeklilik ve rotasyona tabi biçimde
çalıştırılması suretiyle durdurulması talebinin kabul edilemez bir
talep olması olduğunu iddia etti.
Yönetim sendikanın verdiği tavizi reddetti ve işten çıkarmalar dışında
hiçbir şey kabul etmeyeceklerini ilan etti.
27 Temmuz’da, Ssangyong işçileri, boyahanenin önünde bir basın
toplantısı ve bir başka gösteri düzenleyerek, içerideki boğucu
atmosferden bir süreliğine uzaklaşabildiler.
Yürüyüşte ifade edilen talepler şunlardı:
1) Polisin geri çekilmesi
2) Yönetim ve hükümetle dolaysız müzakerelerin başlaması
3) Hibrit dizel motoru teknolojisi kullanılmasının neden olduğu
yasadışı atık sızıntısı ile ilgili soruşturma sonuçlarının açıklanması.
Bunu son olarak, basın açıklamasının son bölümüne atıfta bulunarak
bitireceğim:
“ ….Bu itilafı diyaloga dayalı barışçı çözüm ilkesiyle çözmek için
elimizden geleni yapıyoruz. Yine de bu çeşit vahşi, ölümcül baskılar
sürecek olursa, ölüme kadar dövüşme kararlılığında olduğumuzu açıkça
ifade ediyoruz...
Bizler buradakiler olarak dünyaya sadece işçi olarak değil insan olarak
da ölmek kararlılığında olduğumuzu göstereceğiz.
Sonuna kadar savaşacağız ve haklarımızı elde edip sonunda evlerimize
döneceğiz. "
20 ile 27 Temmuz arasında yaşanan günlük çatışmalarda, çeteler ve grev
kırıcıları boyahane bölümü hariç bütün fabrikayı yeniden ele
geçirdiler. Yandaki binanın önünde, boyahane girişinin birkaç metre
ilerisinde büyük polis yığınakları yapıldı.
Yeni müzakere sürecinin 1-2 Ağustos’taki hafta sonu yeniden
kesilmesinden sonra, nihayet boyahane bölümünün elektriği de kesilerek,
işgalci işçiler geceleri mum ışığı kullanmak zorunda bırakıldılar.
Nihai çatışma 3 Ağustos’ta başladı ve 5 Ağustos’a kadar sürdü.
Gece boyunca 100 grevci işgali terk eti (Bunların çoğu devletin ve
şirketin sergilediği şiddetin acımasızlığına dayanamamışlardı). Nihai
müzakerelerde, yerel sendika başkanı işgalcilerin yüzde 52'si için
erken emekliliği (yani kıdem tazminatı ile birlikte işten çıkarmayı)
kabul etti, işçilerin yüzde 48’i bir yıllık ücretsiz izinden sonra,
ekonomik koşullar elverdiğinde yeniden işe alınacaklar. Şirket ayrıca
satış noktalarına geçen kimi işçilere de bir yıl için ayda 550,000 won
ek ödeme yapacak.
İlerleyen günlerde, gözaltılar ve işçiler karşısında askıda tutulan
davalarla ve şirket tarafından KMWU karşısında kazanılan 500 bin
won’luk (45 bin dolar) cezayla birlikte işçilere yönelik hakaretler de
tırmanışa geçti. Belirtildiği üzere, bunu Güney Kore iş yasası
kapsamında mümkün olan ve geçmişte grevci işçileri büyük bir sefalete
mahkum eden yeni bireysel davalar da izleyebilir. Şirket 316 milyon won
(258.6 milyon dolar) zarar ettiğini ve grev nedeniyle yaklaşık 14.600
araçlık üretim kaybı yaşadığını iddia ediyor.
Hükümet ve şirket tarafından yürütülen bu kasti intikam eylemi,
muhalefete bütün muhalefete yönelik genel saldırılarda açık bir
tırmanma olacağını gösteriyor. Bir yıl önce, 2008 yazında, E-Land
mağazalarında yaşanan 12 aylık grev yenilgiye uğradı. 10 bin çalışan
arasında 2007 yazında greve çıkan işçiler başta reddettikleri sefil
teklifleri kabul ederek işlerine geri döndüler. Diğerleri başka işler
buldular. E-Land çalışanları defalarca oturma eylemleri ve mağaza
işgalleri yaptılar ve zaman zaman grev kırıcıları mağazalara sokmaya
çalışan polis ve çetelerle çatıştılar. Yine de yenilginin ardından,
Ssangyong işçilerinin başına gelene benzeyen baskılarla
karşılaşmamışlardı.
Hanaradang Partisi Lee Myong Bak hükümeti Güney Kore’nin ilk Asya
kaplanı olarak ortaya çıktığı zafer yılları olan 1961-1979 dönemi Park
Chung-hee diktatörlüğüne dek uzanan güçlü köklere sahip. Park’ın kızı,
2007'de partinin Başkan adaylığı seçimlerinde Lee’nin sadece kıl
payıyla gerisinde kaldı. Daha geniş bir açıdan bakıldığında, Park
diktatörlüğünün vahşi baskılarını azımsayıp görmezden gelerek,
sağladığı ekonomik dinamizme odaklanan pembe gözlüklü bakış açısı,
Güney Kore toplumunda 1990’ların başlarından ve özellikle Güney
Kore’nin IMF kontrolü altına girdiği 1997-98 finansal krizinden bu yana
yaşanan kesikli büyüme tarafından tetiklenerek daha da yaygınlaştı.
(IMF’nin 57 milyon dolarlık kurtarma operasyonunun başlıca koşulları
işçilerin güvencesiz koşullarda çalıştırılması konusunda önemli
adımların atılmasıydı). Lee hükümeti yalnızca daha önceki Noh hükümeti
tarafından dayatılan lüks gayrı menkul satışları üzerindeki vergiyi
iptal etmekle kalmadı, o yıllarda toplanan vergileri de iade etti.
Ayrıca Ssangyong grevi sırasında, medyanın, daha küçük ve eleştirel
medya mahreçlerini ezerek az sayıda büyük tekel tarafından Rupert
Murdoch tipi tekelleştirilmesine izin verecek olan ve son derece büyük
itirazlar yaratan bir medya yasasını da geçirmeye çalıştı. Güney
Kore'nin 1948’de, yüz binlerce solcunun öldürüldüğü, Kore Savaşı
öncesindeki iç savaş sırasında kabul edilen ünlü Ulusal Güvenlik Yasası
hala yürürlükte ve son dönemde sosyalist grupları sadece sosyalist
oldukları ve kitap satıcılarını güya Kuzey Kore yanlısı kitaplar
sattıkları için tutuklamak amacıyla kullanıldı.
Ssangyong yenilgisi sadece KMWU ulusal örgütünün daha ilk baştan
itibaren müzakerelerin dar anlamda “işten çıkarmalara son” talebi
merkezine odaklanmasına izin veren bir rol oynamasına bağlanamaz.
(Tersine, sonunda teslimiyet belgesini imzalayan yerel sendika başkanı
işten çıkarılanlar listesinde yer almamasına karşın son ana kadar işgal
altındaki fabrikada kalmayı sürdürdü). Yenilgi ekonomik kriz
atmosferiyle de tam olarak açıklanamaz. Bu faktörlerin her ikisi de
kuşkusuz önemli roller oynamıştır. Ancak bunların inkâr edilemez
nitelikteki etkisinin üstünde ve ötesinde etkili olan neden, bu yılın,
Güney Kore işçi sınıfı açısından, şu anda işgücünün yüzde 50’den
fazlasını etkilemekte olan geçici süreli çalışmanın yaygınlaşması
nedeniyle dönemsel yoksullaşma yılı olmasıdır. (1) Yakınlardaki
fabrikalarda çalışan binlerce işçi tekrar tekrar Ssangyong grevinin
yardımına koştu, ama bu yeterli değildi. Ssangyong grevcilerinin
yenilgisi, kahramanlıklarına ve inatçılıklarına karşın, sadece bu
savunmacı çatışmalarla yetinmeyip saldırı konumuna geçmeyi hedefleyen
bir direniş çizgisi etrafında yeterince geniş destek katmanlarını
harekete geçirme yeteneğine sahip bir stratejinin geliştirilmesine
kadar, şu anda egemen olan moralsizliği derinleştirmeye devam edecek.
(1) “The Korean Working Class:
From Mass Strike to Casualization and Retreat, 1987-2007” -
ÖZET
1970’lerin ortalarından itibaren İspanya ve Portekiz’de (1974-76) ve
Brezilya’da (1978-83) yaşanan gelişme modelleri gibi, Güney Kore işçi
sınıfı da 1980’lerin sonlarında 1987-1990 yıllarındaki ciddi kitle
grevleriyle on yıllık askeri diktatörlüğün temellerini imha etti.
Grevler, kısa sürede (1990-1994) radikal demokratik sendikaların ortaya
çıkmasıyla ve tüm ülkede yüksek ücret artışlarıyla sonuçlandı. Ancak,
diğer örneklerde de olduğu gibi, işçi sınıfı hızla küreselleşme ve
neo-liberal serbest piyasalar sloganını benimseyen “demokratik” siyasal
gündemin koltuk değneği rolüne havale edildi. Aslında, grev dalgasından
önce bile ancak özellikle bu dalgadan sonra, Güney Kore sermayesi zaten
yurtdışında yatırımlar yapıyor ve yurt içinde neo-liberal kemer sıkma
önlemlerini zorluyordu. 1997-98'de, Asya finansal krizi Güney Kore’yi
IMF himayesi altına soktu ve 1980’lerin sonlarındaki hamlelerin başlıca
dayanağını oluşturan Güney Kore işçi sınıfının geçici koşullarda
çalıştırılmasını tırmandırdı. Bugünse işgücünün en az yüzde 60’ı en
vahşi biçimlerde güvencesizleştirilerek, ani işten çıkartmalara ve
işgücünün “kadrolu işçiler” olarak sınıflandırılan yüzde 10’unun aldığı
ücret ve sosyal hakların yarısı ya da daha azı kadar ücret almaya
mahkûm edilmiş durumda. 1990’ların radikal demokratik sendikalarının
bürokratik kalıntıları bugün bu işçi sınıfı seçkinlerinin yerilen
kurumsal örgütlenmelerine dönüşürken, kadrolu ve geçici işçiler
arasında neredeyse sermayenin kendisine karşı yaşananlar kadar çok
mücadele yaşanıyor.
[Libcom’daki İngilizce orijinalinden Sendika.Org tarafından
çevirilmiştir]